27 Aralık 2013 Cuma

my utopia.

Hayatta da bloopers olsa keşke. olmadı baştan çekelim bazı sahneleri. en baştan. tadını çıkartarak. sevgi değil bu istek.

gerçek.

bişeyi çok istersen olurmuş. hemen değil belki 10 sene sonra. artık hiç istemediğini düşünsen bile. En çok neyi istediğimi bilirken o an. en az neyi istediğimi de farkettim. Dünyanın değil dünyamın en saçma en garip en güzel en delirtici en berbat ve en en en en harika şeyini yaşadım. Şuana kadar yaşadığım şeyleri gözönüne aldığımızda böyle. yarın belki daha güzeli olur. ama şu 22 yılı düşünürsek en güzeli.

hissedersin hissedersin. bi olayla tüm inanç sistemin yıkılır. bi öpücükle belki. kaosun güzelliği. heyecanın saçmalatışı. duyguların merdivenleri.

tırmanırken yukarı doğru, gerçekle hayali ayıramazken. fazlasıyla şaşkınken.

böyle bisey nasıl olur diye dusunurken. boyle biseyin olmasına ihtimal veremezken. oluyomus. ya açıkça yazamıyorum bile. kendi kendime hala inanamıyorum belkide. inanmıyorum ya. gerçek olamazdı. gerçek olmayacak kadar guzeldi belkide. bak kafam karıştı. başımı kaşıdım şuan. 12-13 hafta oldu. hala şaşkınım. hayatımda hiç yaşamadığım bi duyguyu keşfettim ya ben hayatımda bu kadar şaşırıp şok olmadım. gerçek miydi?

12 Kasım 2013 Salı

dans edelim mi?

bu akşamın adı ne olsun diye düşünürken bi kaç şarkı bakındım. ekim ayında bişey keşfettim ben. buraya yazamam sanırım. ama her seyi anlamına uygun yapmak lazımmış onu anladım. REDDEDIYORUM. gerçekten sen birini deli deli tanımak isterken karşı tarafın buna yanaşmamasını REDDEDIYORUM. istediğin anda kalamamayı REDDEDIYORUM. senin benliğini reddediyorum. çünkü sen yoksun. varsın da yoksun aslında. 4 duvarlı zihnimde yarattığım hayallerimin ben büyüdükçe küçüldüğü,metrekaresi azalan o odada oturuyosun.

insan vücudu inanılmaz bi olay. telefonuma gün içinde belki 48438429 tane mesaj gelirken sadece tepesinde ismin yazıyo bi kaç kelimeyi yanyana koymuşsun mesaj atıyosun.benim zihnim,kalbim,ellerim buna nasıl tepki gösterebiliyo titreyerek anlamıyorum. mutluluk ufak bi parça. gözlerimden girip kalbimde parçalanıyo. eskiden mutlulugu hazmedemezdim sanki. şimdi parçalar kalbimden mideme dökülüyo. öyle kolay hazmediyorumki. aslında BÜYÜK şeyler minnacık kalıyo.

neden biliyo musun? çünkü biz en iyisiyiz. kimse bizim kalbimizi kıramaz. bizi herkes mükemmel sekilde sevmek zorunda. mükemmel evlerimiz mükemmel işimiz mükemmel hayatımız olmak zorunda. biz mükemmel olduğumuzdan dolayı. MÜKEMMEL bi mutluluga layıgız. her sey tam olmalı. belirlediğimiz gibi. o yuzden artık mutlu olamıyoruz.

ama mutluluk ne diye sorgulamıyoruz asla.

çok çeşitli mutluluklar biliyorum. bence mutluluk mutlak güven duygusu. kendine duydugun güven. sevdiğin kişilere duydugun güven. mutluluk bazen orta şekerli bi türk kahvesi. bazen sevdiğin adamın göğsünde uyumak. bazen yerin ayağın altından kayması. mutluluk seçim değil. mutluluk her an. miniş kedinin nefes alışverişi,pembe patileri mutluluk. güneşin batışı mutluluk. mutluluk boş aslında. küçük çocukların boyama kitaplarındaki gibi boş şekiller. o şekilleri hangi renklerle doldurmak istediğimize bağlı.

ben seni maviye boyamak istersem. hayatımdaki yerin mavi olsun dersem. sen benim mutlulugum mavim olursun.

belki maviliğinde kaybolmak isterim sonra. mavi yüzünü tutup mavi dudaklarına dokunmak.

ben seni kabul ettiğim müddetçe.. aslında senin çizdiğin sınırları kendi sınırlarımla birleştirip kendi sınırlarımı esnettiğim sürece sen benim için iyisin varsın.


sana hiç bi sınır yok. gel ve dokun.


bi zamanlar ruh hastası aşık olduğum doğrudur.

Eski yazdıklarımı okuyunca kendi kendime şaşırıyorum. gözlerim yuvalarından fırlıyo agzım acık kalıyo. sanki ben ben değilmişim. cok yabancı geliyorum kendime. acaba o muydu gerçek ecem? yoksa suan bunları yazan mı? çözemiyorum. çözmek istemiyorum aslında.

her geçen gün yeni biseyler kesfediyorum kendimle ilgili. kendimi kesfediyorum. vucudumun nelere tepki verdigini ozellikle. rol yapmıyorum garibime gidiyo sadece. bu ara içimde garip kocaman bi taş var. karanlıklardan degil. ışıklardan oluşan bi taş bu. en ufak sağa sola oynayınca umutla dolmus bahcede buluyorum kendimi. istemiyorum kendimi bulmayı. kendimi kaybetmek istiyorum biseylerin arasinda. biseyler arasında.

6 Ağustos 2013 Salı

gerçek uzak,koş

Belkide en zor dönemlerden geçiyoruz şuan. Sanki hayatımın bekleme salonundayım şuanda. Belirli kodlarla büyümedik mi?

-ilkokul
-lise , hadi iyi bi üniversiteye gir
-üniversite
-evlilik
-çoluk çocuk
-emeklilik
-tahtalıköy

bunların dışına cıkmak icin salak olmak gerek diye düşündürüler bize. kızlarımızın eline oyuncak bebekler verdiler.. evcilik setleri. tabaklar. bardaklar..

oğlancıklarımıza silahlar,arabalar.. etekleri havalandıran oglanciklar.

geldik 3.ü aşamaya üniversite bitiyo. napıcam? istanbulun kaosunda gir yaşamaya. calis calis calis calis.

yıldızları göremediğin şehirde bi adama aşık ol. ( aşık oldugunu san ) ay beni neden aramadı? aldatıyo mu? ay telefonunu karistiriyim. guven 0 yasam 0. aynı yerlere git git.

yasayabilicegimiz 1 hayatımızın olması adaletsizlik değil mi?  belkide en adaletlisidir ama biz zorlaştırıyoruzdur. belirli kalıplara girerek. evet kaptializm çarkında hunharca yaralandığımız dönemlerdeyiz. takas makas yapmıyoruz. kağıt paralar lazım bize çok çok çok.. yaşayalım en iyi evde oturalım. ay koltuk takımını mı değiştirsek? yok yok perdeleri değiştirelim. hadi tatilde bodruma kaçalım?

bu sefer değişiklik yapıp 4 gün ispanyaya mı gitsek??

ABİ Bİ SİKTİRİP GİDELİM VALLA YA!

kalıplar dışına çıkmaya neden korkuyoruz ki? kalıplar cok mu guvenli rahat mı?
her ay basını beklerken popoda biriken kredi kartı borclarını hissetmiyo musun??

1 kere yasadıgımız dunyada neden boyle kendimizi darlıyoruz ki. evet çalış kendini geliştir. ama sevdigin seyleri yap. gencliginin en guzel gunlerini neden harap edesin??

beni aramadı diye neden dusunesin! dunya senin. dunyaya sahipsin. her yere gidebilirsin..

mesela kafamda kurguladıgım hayatlardan bi tanesi..

şöyle guney fransada yakısıklı kocama tek katlı evimizde 6 tane cocuk dogurmak. onları sevgiyle doyurmak. güvenle mutlulukla huzurla dunyaya cocuklar getirmek. güvende hissettirmek..

baska bi tane abd ye gidip tasakli filmlerini pr ını yapmak istiyorum tek basıma yasayarak altımda firebirdümle. daha da arttırabilirim..

parayı amaç olarak görmeyin lütfen yeter. para araçtır. seni mutlu edicek seyleri sana saglayacak bi arac.

KUSURA BAKMAYINDA BEN DUNYAYA 1 KEZ GELIYORUM. YANI BENIM BILDIGIM BOYLE. BU YUZDEN HIC BIRINIZ PIPIMDE DEGILSINIZ.

BENI MUTLU EDEN SEYLER BENIMLE KALSIN. DIGERLERI.. CEKILEBILIRSINIZ...


aldatıldık.

yaşadığımız her seyden ders cıkardıgımız surece ayakta kalabiliriz sanırım. aynı hatalar tekrar tekrar oldugunda hic bisey normale dönmüyo. şöyle bi soru var aklımda bi yerlerden kulagıma calinan..

her hayatımıza giren insan birbirine benziyo mu. yoksa kalbimiz biraz karanlıklarla kaplı olduğu için sorunlu insanları biz mi kendimize çekiyoruz?

kalbimizi nasıl temizleyebiliriz? cok yorgun ve kimseyi istemediğimiz dönemler.

inancın kırıldıgı. daha 22de. tekrar inanılır biliyorum. zaman geçer ama zor sanki en azından kör gözlerimiz açıldı. klasik bi türk filmi sahnesi gibi. araba degil bu sefer düşüncesiz insan çarptı ve açıldı.

aslında etraflıca düşünürsek hayatı cok büyütüyoruz. hırslar saçmalıklar. ama herkes kafasını yastıga koydugu an cok masum. içten ne geliyosa onu yapmak düşünmemek lazım. valla bak

28 Temmuz 2013 Pazar

blue

odaklanması zor hayatlarımız olduğu doğru.
hepimizin bomboş hayatları olduğu daha dogru. 

o kadar sıkılıyoruz ki bazen. anlamıyoruz bile neler oldugunu hayatımızda. bi arkamıza yaslanıp oh ceksek sanki titricek keskul gibi karşıki dağlar..

cerenin dediği gibi ait olmamız gereken bi kişi mi var? O kişi. yemeğini hazırlayıp çocuklarını doğurmak istediğimiz? O kişiyi bulduğunda onun senin olmaması adaletsizlik mi?

senin değilse belkide o kişi O kişi değildir. bunu anlamakta zorlandığımız dönemler geldi geçti. 

şimdi aşk kalmadı kesinlikle. düşünüyorum bazen.. artık sadece dudaklarının güzelliğiyle iç titreten. her seyiyle gozumuzu kor eden biri girebilir mi hayatımıza?

koskoca dunyada iki tip erkek var. biri seni götürmek isteyen. biri elini tutmak isteyen. 
genelde ilkini seviyoruz biz. neden duygusal olarak ulasılmaz oldugu icin mi? ugrasmayı sevdigimiz için mi? biseyleri degistirmeyi sevdigimizden mi??

bi erkeği değiştiremeyiz. bi erkeği değiştirmeye calisicagina git saçının falan rengini değiştir daha hayırlı daha faydalı. daha az sıkıntılı en azından...

21 Temmuz 2013 Pazar

çok ara vermişim.

bi zamanlar evimdi bu blog benim. küçük saf kalbimin küçük hayal kırıklıklarını paylaştığım..

 anı anına. heyecanla. sanki en yakınıma anlatır gibi bu harfleri yanyana getirip bi dünya oluşturmuşum kendime.. küçükken hep günlük tutardım ben. bu yazılarda benim saflığımmış. benmişim. kendimmişim. her seyiyle.. her sayfaya tıkladığımda o günlerin kokusu geliyo burnuma.

kadıköy kokusu
moda kokusu
bahariye kokusu
aşk kokusu
masumluk kokusu
3 harfi yanyana getirip oluşturdugumuz aşk degil. gerçek aşk. gerçek sevgi... ufak  hayranlıkların kokusu.

şarkılar geliyo sonra o donemlerden kulaklarıma. anlar.. her sey cok guzelmis. 

15 Kasım 2010 Pazartesi

social network

dağılıyorum önce... parça parça her tarafa
dökülüyorum.
sonra senin kokun geliyo çok uzaklardan...beni tek tek toparlıyo bi araya. sallana sallana kırık taşlardan tekrar bir araya geliyorum. göçük altındayım yoklugunda.üşüyorum. hayatımda oldugun zamanlar bi senede bir elin parmaklarını geçmesede 2 senedir ben seni çok özlüyorum.senin kokunla beslendikçe ben daha bi farklı seviyorum seni. daha çok artıyo..2 sene önce bugün. ben sana bi kez sarıldım diye ağlamıştın. tutamamıştın gözyaşlarını mutlulugundan.
zaman...geçmesene.. geçmese. hayatımdan bi an seçsem..sadece bi an..
ne huzurla annemin saçlarımı okşadıgı an olurdu..
ne de birinci olup milli takıma girdiğim gün...
o an var ya.. elini yanagına yaslayıp deli divane eşliğinde bana baktığın an olurdu...
keşkelerle gecmezmis zaman. ama keske. keske o zamanda kalsaydık...
içim yanıyo. yüzüm buruşuyo. bi tane gözyaşı akıyo. sonra yine düzeliyo suratım.ağlamayı unutmuşum. acısı taze değil belki. evet 23 ay 3 gün gecmis... kanayan yaraların kabuk baglaması icin baya fazla bi zaman...ama ben mi kanatıyorum
yeniden yeniden yeniden kitapcım?
hayır.... sende bende suçluyuz bu oyunda.
bakmasaydın bana öyle güzel.kokun beni alıp götürmeseydi kafamda kurduğum sadece seninle benim yaşadığım adaya... icimde anlamsız bi sıkıntı var şuan.
dun aksam..sen ben. kokun. yine beraberdik modaya karşı...
"seni başrole koymak icin bi hikayeye gerek duymuyorum ben artık" dedin...tam 2 sene önce 3 saat sonra.....ajanda gibi oldu zihnim. kalbimi sarmaşıkların sardı.hepsi senin yuzunden....
bakmasaydın bana öyle guzel keske..............

14 Kasım 2010 Pazar

dramatik suratlar.

milyon kez ağlamak istedik.
sevmek istedik.
çoğul konuştuk çoğu zaman tek başımıza. ağladık durduk.duvarları yıktık.sevdik.duvarlara sürtündük. yıkmak yetmedi. atlamak kaçmak istedik. arada bir tuğlaları koyduk üstüste tekrar. domino taşları gibi dizdik özenle tek tek.en çok onları yıkmayı sevdik. kocaman bi tekme salladık kalpten taşların ortasına.. ne sevmeyi bildik ne de sevilmeyi. ağlamayı denedik tekrardan.. baktık ki yalandan gözyaşları akmış. yanakları bile yakmamış..en çok dokunmak kelimesini sevdik. dokunarak dizerken o taşları ben. sen gözlerinle sadece bana güç verdin...birazcık parlaması için o güneşte bana yeşillikleri çağrıştıran gözlerinin ellerim kanaya kanaya dizdim. sevdim önce biraz. sevilmek istedim. evet belki de sevildim. çaktırmadan sevildim.en çok ergen şarkılar dinlemeyi sevdim inşa ederken kalbimde kocaman gökdelen..tepesinde senin adın.kalp atıslarımda hissettim önce seni. sonra tüm ruhumda. sonra zihnimde.damarlarımın icinde hecelendi adın. sadece senin olmak dinlerken sadece senin olamayışımın acısını çektim her noktamda. çivi çiviyi söker demişler,halt etmişler.bazen öyle bi çakılır kalır ki kalbine. değmese bile ona çıkarıp atamazsın.bencilliğimle özlemim karışıp bu sefer canımı yakmadı. bi dilek ağacı buldum. bomboş sadece bana ait.seninle ilgili tüm dileklerimi astım ben oraya..koptu gitti.
Çağan...
sonu yok.
olmicakta hic bi zaman.
anlık mutluluklar komasına girip cıkıp o bi zamanlar içimde ölümsüz kıldığın kelebekleri besleyip kandırıcam. varmışsın gibi.... sanki hiç gitmemişsin gibi............

11 Kasım 2010 Perşembe

ben yazarken sen markete git bana bi sigara kap gel

sanırım geçmişte yaşayan bir insan için tanım yapılırsa ben anlatılmalıyım.uzaklardayım hala. o kadar geçmişteyim ki. 2 sene öncesinin kıyafetlerini vermeye bile kıyamıyorum.artık senin hakkında yazmak değil. senin yanında olmak istiyorum. banane ya. neyse takıl hadi bye

1 Ekim 2010 Cuma

hiç bişeyin tadı kalmamış dostum.

her şey daha güzelmiş önceden.çok önceden.baya önceden...zaman geçtikçe rahatlaşırken bozuluyo dengeler. sensiz.sizsiz. sen gereksizdin benim cümlemde. özne bile olabiliceğin bi niteliğin yok aslında. minicik burnun. kusursuz suratın.bebek tenin çok gereksiz. i want you açıp benimle dans etmen çok gereksiz.beni özlediğini söylemen çok gereksiz.kolumu ısırman çok gereksiz.sarılman öpmen çok gereksiz. sadece beni özlediğini söylemen çok gereksiz. uyumadan önce ben ilk defa uyuicaz dediğimde seninde bende tam bunu düşünüyodum demen çok gereksiz.sabah modada kahvaltı sözü verip sabah bunu hatırlamaman çok gereksiz!

en gerekli şey hayatımdan siktirip gitmen! özellikle kafamdan. ve bi parçada olsa kalbimden!

24 Eylül 2010 Cuma

dünya kadar gereksiz.

çok ironik değil mi?
şarkılara bakınıp durdum. hiç biri uymadı ruh halime.
o an düşündüm ki kimse şuan hissettiğim duyguyu hissetmemiş.
sonra ortaçgilde karar kıldım.ikimizde severiz ortaçgili.
ikimiz yani ben ve ben. iki farklı ben. belki 15 gün sonra doğsaydım daha mı parlak bakardım aynalar ardından dünyaya.
değişkenliğimin nedenini çözmeye calıstım.
biraz türev ve integral gerekti.
bilirsin matematiğe kafam hiç basmadı. uğraşamadım.çözemedim yırttım attım.
elllerim tutmuyo. kafam basmıyo..kalbim almıyo. dudaklarım istemiyo. ruhum sıkılgan...
benim kalbim bu bedene fazla sanki. beynimde az..
gözyaşlarımdan boğuldu bedenim. ağlasak.aldansak.inanmış gibi yapsak.saklansak duvarlar ardına.bulurlar mı bizi yinede...
en derinde saklansak. renklerin arasında kaybolsak sonra tek başımıza. birer rüya gibi olsak.
uyanınca zor hatırlansak.

6 Eylül 2010 Pazartesi

blood like lemonade.

kendimi rüzgara doğru bıraktıkça yenileneceğimi düşündükçe,yenilemeyeceğimi düşündükçe daha çok kırılan oldum.
dingin olmak gerekli dedim durdum. olmadım. oldum. arada kaldım.
sen bilir misin arada kalmak ne demek? araf gibi sanki. bazen toprak parçaları atılır üstüne. güneşi görürken tam tepede. içinden ölmüşsündür. kimseye söylemeden. kendi kendine "öldüm" demişsindir.sonra rüyalar... kuyudan çıkmaya çalışır gibi. uyanmaya calışırsın tüm gücünle bağırırsın. sesin çıkmaz.
bi şarkı açarsın. sonrada bi sigara yakarsın. evindesindir.ev..oraya ait misin bilmeden oturur. evimdeyim dersin. her şey daha berrak. daha saf. günahsız. tüm masumiyetinle uzanırsın tüm hayal kırıklıkların,mutlulukların,eğlencelerin,aşk acıların sonrası her gece uzandığın yere. baktığın duvar en tanıdık duvardır hayatında gördüğün. gördüğün ışık belki güneşten daha dosttur sana. bi yudum alırsın sonra. bi gözyaşı dökülür gözlerinden.noktalama işaretleri kadar çok seversin. geçmişini düşünür geleceğinle bağdaştırırsın. bazen her şey o kadar saçma gelir ki. tek bi atışta koşup kaçmak istersin..nereye gidiceğini bilmeden. daha iyidir belki diye düşünürsün. suanki durumumdan her yer daha iyidir dersin. kaçan dönmedi! bilen yok! belirsizlikleri sevmediğinden notalarla dalarsın uykuya hallelujah diye çıldırdıkça piyano. bi şarkı geçip gider tam karşıdan. iyi ki calmadı dersin sonra çalmasını çok isteyerek. kendinle çelişir hep aynı noktada bulursun kendini.kafanda christopher mccandlessla sohbet edersin biraz.
güzelsindir. her şeye ragmen güzelsindir.

29 Ağustos 2010 Pazar

hep aynı.

nefret ediyorum bu evde olmaktan. lütfen ya bi mucize olsun ve siktirip gidebiliyim!

12 Ağustos 2010 Perşembe

my head,it spins...

kalıplara girmekten sıkılmadık mı?
seninle ben.
sizinle ben. kalıplardan nefret etmez miydik önceden?
yoksa zaman değiştikçe bizimde beyinlerimiz jöle kıvamına mı geldi.
sağa sola mı sallandı?
biriyle daha ugrasmaya mecalim var mı?
bence yok...
ama bi diğeri diyo ki içimden. var işte. inansana..
ama sonra diğeri susturucuyu takıyo tam ucuna... çat! bi tane sıkıyo.
gerek var mı diye bi soru dönenip duruyo başımın etrafında.. sonra üflüyorum soru işaretine dogru lanet ciğerlerimde kalmıs son havayla. sağa sola sallanıyo
ama sonra yok oluyo. başarıyorum kazanıyorum.
haklı savaşımdan galip çıkıyorum. sonra bi tane daha düşünce atıyo yolumun ortasına zihnim.
sonra güvenimi bu kadar kim kırdı diye düşünüp. kıran insanların isimlerini geciriyorum.. kafamdan..içimden söylüyorum tek tek. kusar gibi heceleyerek. sonra hepsine bildiğim tüm küfürleri ediyorum. rahatladıgımı sanıyorum.
diyorum ki onlara!
OROSPU COCUKLARI!
sonra düşünüyorumda annelerinin bi suçu yoktu. tüm suç babalarında.
keşke korunsalarmış diyorum. bu da cok banal bi söylem oluyo sonra. babalarınında bi suçu yok sadece anın tadını cıkarıyolardı...
belki istemeden kaza kurşunu tek atışta çat!
belkide cok sarhoştu diyorum. ailelerine sövmekten vazgeçiyorum.
ruhlarına sövüyorum. ruhları var mı ki??
zihinlerindeki örümcek ağlarını temizlemek zor mudur diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.
ruhsuz piçler diyorum... o son Ç harfi çıkarken ağzımdan tükürüklerim ekrana yapışıyo. sonra içlerine bakıyorum çaresizce kendimi görüyorum yansımadan.
onların icindeki kadar gerçek oldugumu düşünüyorum..
asıl gerçeklik ne ki?
kimse cevap veremez buna. verse bile bana uymaz
ters gelir
bunu anladın mı sen?
hiç sanmıyorum.
Sonra bağırıyorum. çığlık çığlığa. son gücümle.. sessiz bi şekilde. yok kimse rahatsız olmasın.
sonra pankreasım kızıyo bana! biraz sessiz ol. şurda çalışıyoruz diyo. o benim aslında ama onu bile rahatsız etmişim. tüm organlarımı rahatsız ediyorum bi süreliğine..
terk etmek. terk edilmek. her anlamda.
hoş bi duygu. ben bu gece. tam şuanda.
şu saniye içinde duygularımı terkettim.
mutlular... bana yalvarmıyolar. biraz dinlenmeye ihtiyacları vardı nede olsa.
e tabi onlarda gerildi uzuun zamandır.
bende bi köprü kurdum kafamın tam içinde. sağdan soğa...tam ortadayım.
ama ben beceremem. yıkar dökülür kırılır.
ah be dedim yine!
RUHSUZ PİÇLER!
aman ne büyük gün!
isyan etmek suç oldu biliyo musun?
idama kadar yolu var artık...

melaba! ben cam kırıklarının üstünde yürüyüp hiç bi yerini kesmeyen kadınım bu aksam.
sen kimsin?

2 Ağustos 2010 Pazartesi

yine mi 3 saat!

bazı şeylerin değerini hep kaybettiğimde anlıyorum diye düşünürken aslında pekte öyle değil. yanyanayken dokunduğum her cm2yi düşünürüm. kokladığım koku. yanındayken aldığım her nefes lezettli olur. kendimce oyunlar yazarım kafamdan. oynarım. gelsene.geri gelsene. olur mu? yada ben geliyim. hemen bi banka soyarım.kafama kaçık çoraplarımdan birini geçiririm. kusura bakma sevgilim sağlam bi tane bile külotlu corabım yok. hepsi kaçtı. oje sürdüm bazen. french yaptım çoraplarıma... bonnie and clyde fısıldayarak serge ve ben bankayı soyarız bu gece. bi helikoptere atlar gelirim. ama kusura bakma geldiğimde biraz keyifsiz olabilirim. bilirsin işte 3 saati çekmek helikopterde pek hoş olmaz.mantı getiririm sana. yada getirmem. gelir gelmez kendim açarım. bi yandan sarımsaklı yogurdu hazırlarım. sosta yaparım üstüne. afiyetle yeriz. sonra kürdan veririm. belki burnunu silmek istersen bide peçete.sen o yarım türkçenle yine söylersin. tişekkür idirim askiim.. şuan her saniye uzaklaştığının farkında mısın? durdur o uçağı. in yere. ben tam oraya geliyorum.
yarın tekrar görüşücekmişiz gibi dedin. gibi. dimi..benim tenimden senin tenine geçmiş bi bez parçası. parlak parlak. senin toksinlerine birleşmiş..niye gittin ki? kalsaydın ya yanımda. ben saklardım seni. biliyo musun mon amour gülümsüyorum. hemde o kadar içten ki anlatamam... ama gözlerimden yaşlar akıyo bi yandan.
televizyonda recep ivediği bilmeden gülen. fenerbahce formasıyla tam bi türk erkeğim oldun.
ben nerde kaldım biliyo musun. dün adadan dönerken rüzgarla birlikte kollarının arasında uyuyakalmısım ya. orda kaldım.camsız gözlüklerin gözümde.i want to break free söylemek istiyorum yine seninle karanlıkta.. ufak ufak tartışmak istedim tekrar arada sırada takılıp bizi sinir eden ingilizcemizle. sonra türkçe evlenme teklifi etmeyi özledim sana. daha saatler oldu ama özledim biliyo musun...putain!
sen saçlarımla oynarken saatlerce kendi dilimde duygularımdan bahsetmeyi özledim. hic bi sey anlamamanı o kadar sevdim ki. connah la fransızca konusurken sen fransız kalmayı özledim.

mavi corvette ve 4L olarak balansı bulmalıyız. honda iyidir.triptonik vites tercihim olur.bi süre d de gideriz.arada R ye takar eski günleri anarız. canımız sıkılınca manuele geçer 1,2,3,4,5allah ne verdiyse basar gideriz. debriyaja ben basarım hızlıca. sen yavasca frene dokunursun yaşlı adamım.sonra ben debriyajdan yavasca ayagımı kaldırırken sen dokunursun gaza naif bi sekilde. minik gözlerin gibi. yokuşlar gelir bazen önümüze. o zaman kontrolü sen alırsın. tecrübe gerek hayat sürüşümüzde..yokuşlardan birlikte ineriz..

seni özledim adamım. 12 saat içinde özledim. le festin de f.

11 Temmuz 2010 Pazar

who knows? who cares?

sana söyleyeceklerim var...
hayır sana değil...kendime.
nasılsın bugünlerde.güzel mi her şey?. yaz da geldi mutlu olman gerek. mutlu musun...yoksa şüpheler mi var kafanda? belki biraz korkular. ahlaksız korkulardan hani. beynini saran,kemiren korkular...bence bu sıralar daha aydınlık bazı şeyler senin için.ama yatağına yattığında dört dönmene sebep oluyolar bazen. söyle onlara olmasınlar. yormasınlar seni..ben istanbulun yağmurundan uzağım. peki ya sen? sende uzak mısın... akdenizdesindir belki benim gibi. burda mısın?? çocuk çığlıkları yükseliyo mu her yandan. hayır korkma kesinlikle içinden yükselmiyolar. etraftan geliyo...kötü rüyalardan etkileniyo musun bugünlerde?
etkilenme.... sadece rüya...

evet. bazı sıkıntılarım var bugünlerde.uyurken korkuyorum bazen. rahatsız edici düşünceler dönüyo başımın üstünde bebeklerin yataklarında o dönen oyuncaklar gibi..ışıklılar kimi zaman duvara yansıyolar. bende biraz mısır patlatıp onları izliyorum.çocuk sesleri var her yanda çığlık çığlığa neyse ki havuzun etrafından geliyolar.bende o zamanları kendi kafamdaki sesleri değil de rufus wainwright dinleyerek geçiriyorum.ne tesadüf ki bende akdenizdeyim..uzakta. istanbulun kaosundan. ama özledim...

bazen diyorum ki kendi kendime. tüm yaşadığım pişmanlıklar kafamda dönüp dursa sonra gözlerimi açsam ve ohh be rüyaymış desem...

30 Haziran 2010 Çarşamba

sayılı gün çabuk geç...

ne kadar farklı basladı her sey... cok alakasız cok tesadüf bi sekilde.... önce dedik ki 3 fucking hours... sonra gerçekleşmeye basladı tek tek.. hayal kurdum. ilk gun ellerim titredi...o zamandan belliymiş. cok ergen hayallerim var. ama olmalı bu sefer bu olmalı. hadi gel artık. dokun burnuma.. bende sana guzel yemekler pişiriyim...teddy bear...hot degree... puke. losing ground.out of control.. sensitive change. fire underskin. bunların hepsine tik atarsak eğer bu iş olmuştur!!! dileklerim gerçekleşsin:)

20 Haziran 2010 Pazar

onun bi suçu yoktu.sadece burdan geçiyordu...

küçük bi balkonda denize karşı... karanlıkken bile aydınlıktı küçükken çok değil günler önce küçükken. sonra karardı bi anda... her şey iki kelime. tek hareket. tüm düşünceler sürüklenip rüzgarla birlikte. tüm sözler,tüm hareketler...hepsi birbirini toparlayarak büyüdü ve bi pislik halini aldı.. yaşananlar hiç bi zaman unutulmaz.. bi yerde okumustum. insanlar ona neler söylediğinizi unutabilir... neler söylediğinizi unutabilir ama nasıl hissettirdiğinizi asla unutamazlar...mış.. çok doğruymuş. içimde bi çamur öbeği oluştu... kusmak istesem o çamurları kusmaktan korkarım hep... güvenirsin önce. kendi kafanda. hayalinde. kendi ütopyanda güvenirsin insanlara. seversin bazen. saçlarını seversin.yüzünü seversin. aşık gibi seversin. cok sevgi dolu bakarsın. çocugun gibi seversin. sonrası hep aydınlık dersin. ama olmaz. her guzel seyin bi sonu var klişesi oturur baş köşeye. kendi içinden çıkarsın. kendine bakarsın tam karşına oturur duygularını küçük bi çantaya kaldırır en dip köşeye koyarsın. bi kaç sıkı düğüm sonrası duygularına düşünmeye başlarsın. çok uğraşmamışsındır duygularını cıkarmak icin.. düşünürsün düşünürsün. sonra farkedersin ki ne çok hata olmuş. olmayada devam etmiş..çirkinleşir her şey... çirkefleşir... düşünmeden çıkar kelimeler. hatalar hatalar hatalar.. ardıardına devam eder.. sonra kafanda bi anı seçersin... oraya gidersin bi kaç saniyeliğine.. öyle uzun sürmez he.. bi anda orda olur gelirsin ama kurar kurar bakarsın nolmuş nası olmuş... sonra bi bakarsın ki.. hafif bi yutkunuş ve boşluk.... herkes birbirine ne yapıyo yapıyosa.. hep düşündüğüm bu. herkes uyumak için yatagına girdiğinde ne kadar masum olur... riya yok.saçma hareketler yok... en saf haliyle bi gün kendini toprağa teslim ediceği haliyle sığınır inandıklarına. yanında biri varsa ona sokulur.. yastığına. yada yalnızlığına.. o zaman bi soru sorarsın ki kendine aldığın cevap tüm hırslarının kibirlerinin cevabıdır.. uğraşmaya ne gerek var dersin. isyan etmezsin. uyumak istersin... değerli oldugunu dusundukce daha fazla parlaklaşır her şey....
bazen ağlarsın sınırını bilmeden. bayılana kadar. ama bayılmazsın sonra sakinleşirsin sonra bi daha gelir kriz.. o kadar çok hayal kurarsınki. kurmadığını düşünürken bile beynin işler. tik tak tik tak...
korkmak istemiyorum... kucukken daha saftı her şey... şakalar.. korkarak ağlamalarımız. ettiğimiz küfürler bile her sey daha masum. noldu işte giderek sahteleşti sevgiler.
inançlar yıkıldı. yanlıs tercihler yapıldı... dokunmayın bana.lütfen kimse dokunmasın. saçlarıma yüzüme. ben kendimi sevicem artık en çok kendimi. çünkü çaresiz hissettiğim zamanlanların sayısı saç tellerimden fazlalaştı. bu kadarı fazlaaaaaaaaaaaaaa.........





bu gece dünyanın yerinden çıkan çivisini geri çakıyorum... yerinden oynatanın ağzına yılan girsin.